Friday, July 24, 2015

HEPİMİZ APTALIZ: 

• Tüm dünyanın aslında tek bir ülke, tüm insanlığın aslında tek bir ırk olduğunu bilemeyecek kadar.
• Tüm gezegeni ve insanlığı, toplam nüfusu %2'si kadar bir sermaye grubunun yönettiğini ve bunların iktidarları uğruna her şeyi yapabildiğini fark edemeyecek kadar.
• Toplu yaşamın başladığı zamanlardan beri iktidarların bu şekilde sürdürüldüğünü, filler tepişirken çimenlerin ezildiğini, onlar için hiç birimizin sayılardan başka bir anlam ifade etmediğini göremeyecek kadar.
• Bizi yönetmenin ve sömürmenin en kolay yolunun ayrışmamız olduğunu; bunun için de egemen güçler tarafından hepsinin asıl temeli Kapitalizm ve Emperyalizm olan sayısız siyasi sistem ve dinlerin yaratıldığını algılayamayacak kadar.
• Bizi birbirimize öldürtecek silahları da zaten onların ürettiğini ve bize sattığını, bizim cesetlerimizden siyasi ve ekonomik rant sağladıklarını öğrenemeyecek kadar.
• Bu oyuna gelip birileri bir cana kıydığı zaman diğerlerinin hemen onun ırkına ve düşüncesine sahip herkesi düşman sayabileceği, kin tutabileceği "tüm Türkler şerefsizdir, tüm Kürtler kalleştir" gibi akla aykırı genellemelere varabileceği ve sorgusuz suailsiz düşman olabileceği kadar.
• Tüm bu oyunlara karşı tek silahımızın kardeşlik olduğunu; her cinayette ayrışmak yerine inadına kolkola girmenin, omuz omuza yürümenin (ütopik bile görünse) tek çaremiz olduğunu, eğer bunu yaparsak artık bize birbirimizi öldürtemeyeceklerini düşünemeyecek kadar aptalız.
• Aynı göğün altında kardeşçe yaşamaya beceremeyecek kadar aptalız. Kin tutabilecek kadar, düşman olabilecek kadar, kendimizi kullandırabilecek kadar aptalız, hatta gerizekalıyız.
Eğer Tanrı olsa idim "hiç becerememişim, sonuç çok kötü olmuş" dilerek bir anda tüm insan ırkını yok ederdim.

Wednesday, August 6, 2014

AYŞE'NİN YAŞI MESELESİ:
Bir çok mü'min arkadaşım ısrarla inanç ve ibadetleri için tek kaynağın Kuran olduğunu iddia etseler de hepimiz biliyoruz ki Kuran tek başına tüm inanç ve ibadet sistemini anlatmaz. En basitinden namazın nasıl kılınac
ağı, ritüelleri, okunacak dualar, sıralaması, orucu bozan ve bozmayan şeyler, iftar ve sahur ritüelleri vb. konularda açıklama yoktur. Dolayısıyla müslümanlar inanç ve ibadetlerini sadece Kuran'a göre değil, sünnet, hadis, kıyas ve içtihadler ile yapmak durumundadırlar. Bu sebeple kendi inanışları üzerinden "ilim" ismini verdikleri bir öğrenme ve araştırma süreçleri de vardır. İslami anlamda bir çok mezhep olduğu yetmez gibi, ayrıca tarikatlar, eğitim kurumları(!), İslami alimleri de vardır ki bu bile Kuran'ın tek başına yeterli olamayacağının kanıtıdır. Okuyanların bazıları itiraz edecek ama nafile. İtiraz edenlere diyorum ki, o zaman tüm eğitim maksatlı kurumlarınız, İslam alimleriniz, kıyaslarınız, içtihadleriniz, İslami Akademileriniz, sünnetleriniz ve hadisleriniz geçersiz midir? Bunların tamamını iptal edin madem, Kuran'ı iyice öğrenin ve tüm inanış ve ibadet sisteminizi Kuran'a göre yapın!..

Bu uzun girişin sebebi sürekli tartışılan Ayşe'nin yaşıdır. Öncelikle unutmayalım ki 1400 küsür yıl evvelki olaylardan bahsediyoruz. Medeniyetin ve teknolojinin olmadığı, iletişimin kısıtlı olduğu zamanlardan. Her ne kadar kızacak da olsanız hepimizi kabul etmeliyiz ki dini anlamda anlatılan tüm isimler, peygamberler, kişiler ve olaylar herhangi bir nesnel kanıta dayandırılamaz. Tamamı tevatürdür. Yani tüm bu kişi ve olayların gerçekten var olup olmadıklarını bile kanıtlayamayız, en fazla 'öyle olduğuna inanabiliriz'. Haydi biz de öyle yapalım ve hepsinin varlığını kabullenelim. Kuran tüm iman ve ibadet biçimini anlatmadığı gibi tüm İslam tarihini de anlatmaz malumunuz. Bizlerin bu tarihi öğrenmesi, tarihçilerin ve İslam alimlerinin kayıtlarıyla mümkündür, değil mi? 1400 yıllık bir süreçten bahsediyoruz, unutmayın!.. Bu tarihi anlatan çeşitli kaynak türleri mevcuttur. Hiç şüphesiz ki en önemli kaynaklardan birisi de hadislerdir. Bu hadisler de genel anlamda ikiye ayrılır biliyorsunuz, Sahih Hadisler ve Sahih olmayanlar diye. Bu kavramları açıklama ukalalığı yapmayacağım elbet, hepiniz anlamlarını biliyorsunuz. Benim anlayamadığım mü'min kardeşlerin bu husustaki iki yüzlü tavrıdır. Bir takım mü'minler hadisleri kabullenirken, bir kısmı da hadislerin tamamını geçersiz kabul ediyorlar. En komik bahaneleri de "yahu yazan adam Muhammed'den 200 yıl sonra yaşamış, ne bilecek" şeklinde. Eh be adam sen Muhammed'den 1400 yıl sonra yaşıyorsun ama o adamdan daha iyi bildiğini iddia ediyorsun, sence komik değil mi? Adam senden 1200 yıl daha yakın Muhammed'e ve koşullarına… İkinci ikiyüzlü tavır ise hadislerin işlerine gelen kısımlarını kabullenip, işlerine gelmeyenlerini reddetmeleri. Aynı kitap, aynı alim, dört mezhep Sahih kabul etmiş, İslam Akademilerinde okutuluyor, İslam alimleri üzerinde mutabık ama benim buradaki mü'minin ya tamamını reddediyor, ya da içinden işine gelen hadisleri kabullenip, işine gelmeyenleri reddediyor.

Meselenin bir diğer tarafı da şu ki, benim memleketimin müslümanı, İslam'ın indirildiği iddia edilen coğrafyadaki İslam'ı beğenmiyor, bizzat kendisini en iyi ve makbul mü'min sayıyor. Yahu şu gerçekle bir yüzleşin, Milli Din dersleri dışında anlatılan gerçek tarihe göre Türkler İslam'a zorla geçirilmişlerdir. Bu sebeple uzun süreler kılıçtan geçirilmişler, kadınları tecvaüzlere uğramış, kıyımlar yaşamışlardır. Bu da kendi içinde tutarlı, çünkü İslami Cihad mantığına uygundur. Gerçekler acıtır ama öyle. Arapların Türkleri pek de sevmediği, her fırsatta arkadan vurmaya hazır olduğu da hepinizi malumudur. Hatta Muhammed'in bile pek sevmediğini azıcık araştıranlar tespit edebilirler. Neyse, neticede zorla müslümanlaştırılan Türkler, kendi güzel gelenek ve görenekleri ile harmanlayarak İslamı yeniden yorumlamışlardır yüzyılar içinde. En basit örneği temizlik hususudur ki Arap ülkelerini görenleriniz varsa aramızdaki temizlik ve hijyen farkını bilirler. Bunun dışında Anadolu insanına özgün iyi kalplilik ve hoşgörülülük unsurlarıyla da harmanlanan İslam, orijinalinden daha ılımlı ve medenice yaşanmıştır yüzyıllarca. Neden Türkiye Cumhuriyeti'nin diğer İslam ülkelerinden farklı olduğunu ve tüm dünyaca da öyle algılanıldığını, sempati duyulduğunu bir düşünün isterseniz. Son siyasi iktidar ve ona zemin hazırlayan bir kaç Tarikat ne yazık ki ülkemize İslamın gerçek yüzünü, yani siyasi İslam'ı soktukları için yakın tarihimiz hızlı ve kötücül bir değişim göstermiştir. Ama bu ayrı bir yazının konusudur. Biz dönelim konumuza… Orta Doğu, özellikle Suudi Arabistan İslam'ın doğduğu yerdir. Arapların ana dili Arapçadır. Arap kültür ve medeniyetini, gelenek ve göreneklerini, tarihini ve yaşam biçimini hepimizden iyi bilirler, değil mi? Dolayısıyla dinlerini de bizden iyi bilirler. Bakın bazılarınız Kuran'ı tefsir ve meallerle anlayamayacağımızı, anca ana dili gibi Arapça (o da 1400 küsür yıl evvelinin Kureyş lehçesiyle) bilenlerin anlayabileceğini dahi iddia etmektedirler. Demek ki adamların yaşadığı İslam'ın aslına bizimkinden daha yakın olduğunu kabullenmek zorundayız aklen ve mantıken. Bu sebeple öncelikle şu "gerçek İslam bu değil" ukalalığından vazgeçelim isterseniz, tereciye tere satmayalım yani  Arabistan'da ve tüm Arap ülkelerinde kendi meşrebince çok büyük İslam alimleri ve tarihçileri vardır. Hatta Mısır'daki El-Ezher Üniversitesi en büyük otorite kabul edilir. Bu alim ve tarihçilere Ayşe'nin yaşını sorarsanız, sizin kabullenmek istemediğiniz gerçekle yüzleşirsiniz. Denemesi bedava 

Gelgelelim iki yüzlü yaklaşılan Ayşe ile ilgili SAHİH hadislere, hadi bir hatırlayayım bunları:

63- KİTABU MENAKIBİ'L-ENSAR
43- Peygamberdin Âişe İle Evlenmesi, "Âişe'nin (Hicret'ten Sonra) Medine'ye Gelmesi Ve Peygamberin Âişe İle Güvey Odasına Girmesi Babı
114-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Ben altı yaşımda bir kız iken Peygamber (S) beni nikâh akdiyle zevceliğe almıştı. (Üç sene sonra) biz Medine'ye hicret ettik. Haris ibn Hazrec oğulları'nın menziline indik. Müteakiben ben sıtmaya tutuldum. Bu hastalıktan dolayı sa­çım döküldü. (İyileştikten sonra) saçım yine gürleşti ve omuzlarıma kadar uzadı. Bir defasında ben arkadaşlarımla beraber salıncakta oy­narken annem Ümmü Rûmân bana doğru geldi de, beni çağırdı. Ben de annemin yanına geldim. Bana ne yapmak istediğini bilmiyordum. Annem elimi tuttu. Tâ evin kapısı önünde beni durdurdu. Ben de yor­gunluktan kaba kaba soluyordum. Nihayet soluğum biraz yatıştı. Son­ra annem biraz su aldı..Onunla yüzümü, başımı sıvazladı. Sonra beni eve koydu. Evde Ensâr'dan birtakım kadınlar hazır bulunuyorlardı. Bunlar bana:
— Hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmete geldin, dediler.
Annem beni bu kadınlara teslim etti. Bunlar da benim kılığımı kıyafetimi düzelttiler ve Rasûlullah'a teslim ettiler. Beni hiçbirşey sık­madı, ancak Rasûlullah'ı habersiz görünce sıkıldım. Ensâr kadınları beni Rasûlullah'a teslîm ettiklerinde, ben dokuz yaşında bir kız­dım

63- KİTABU MENAKIBİ'L-ENSAR
43- Peygamberdin Âişe İle Evlenmesi, "Âişe'nin (Hicret'ten Sonra) Medine'ye Gelmesi Ve Peygamberin Âişe İle Güvey Odasına Girmesi Babı
115-.......Âişe(R)'den: Peygamber (S) Âişe'ye şöyle demiştir:
"Sen iki kerre rü'yâmda bana ğösterildin. Öyle sanıyorum ki, ben bir ipekli kumaş parçasında senin suretini görmüştüm de (Cibril) bana:
— Bu resmin sahibi senin müstakbel zevcendir, diyordu. Şimdi ben yüzünden anlıyorum ki, o suret sen idin. Cibril'in o
sözü üzerine ben:
— Eğer şu rü'yâm Allah tarafından gösterilmişse, Allah bu tak­dirini infaz eder, diyordum".

63- KİTABU MENAKIBİ'L-ENSAR
43- Peygamberdin Âişe İle Evlenmesi, "Âişe'nin (Hicret'ten Sonra) Medine'ye Gelmesi Ve Peygamberin Âişe İle Güvey Odasına Girmesi Babı
116-.......Urvetu'bnu'z-Zubeyr şöyle demiştir: Hadîce, Peygamber'in Mekke'den Medine'ye çıkmasından üç yıl önce vefat etti. Pey­gamber bundan sonra iki sene yâhud buna yakın süre evlenmeden bekledi. Âişe altı yaşında iken onu nikâh etti. Sonra Âişe dokuz ya­şında iken, Peygamber, Âişe ile güvey odasına girdi

NİKÂH BÖLÜMÜ
32-33. Buluğa Ermemiş Olan Kızları Velilerinin Evlendirmesi
2121. ...Âişe (r.anha)'dan; demiştir ki: "Rasûlullah (s.a.) be­nimle yedi yaşında iken evlendi." Süleyman (b. Harb) (şöyle) rivayet etti; (Hz. Âişe dedi ki: Ra­sûlullah (s.a.) benimle yedi) yahut da altı (yaşında iken evlendi ve) ben dokuz yaşında iken benimle (zifafa) girdi."

67- KİTÂBU'N-NİKÂH
60- Dokuz Yaşında Bulunan Bir Kadınla Zifafa Giren Kimse Babı
90-.......Bize Sufyân es-Sevrî, HişâmibnUrve'den; o da baba­sı Urve'den tahdîs etti ki, Peygamber (S)Âişe ile, Âişe altı yaşında iken akd yapmış, dokuz yaşında iken de zifaf yapmıştır. Âişe, Peygamber'in yanında dokuz sene kalmıştır.

67- KİTÂBU'N-NİKÂH
39- Yüce Allah'ın: 'Kadınlarınız içinden artık âdetten kesilmiş olanlarla henüz âdetini görmemiş bulunanlarda eğer şübhe ederseniz, onların iddeti üç aydır..." (et-Talâk: 4) Kavlinden Dolayı İnsanın Kendi Küçük Çocuklarını Nikâh Etmesi(Nin Cevazı) Babı
66-.......Bize Sufyân ibn Uyeyne, Hişâm'dan; o da babası Urve'den; o da Âişe(R)'den tahdîs etti ki, Peygamber (S) Âişe ile Âişe altı yaşında iken evlenmiş, Âişe dokuz yaşında iken de zifafa girdi­rilmiş, Peygamber'in yanında da dokuz sene kalmıştır

67- KİTÂBU'N-NİKÂH
40- Babanın Kendi Kızını, En Büyük İmâmla Evlendirmesi Babı
67-.......Bize Vuheyb, HişâmibnUrve'den; o dababası Urve'den; o da Âişe(R)'den tahdîs etti ki,Peygamber (S) Âişe ile, Âişe altı yaşında iken evlenmiş, dokuz yaşında iken de zifafa girmiştir. Hişâm: Âişe'nin, Peygamber'in yanında dokuz sene kaldığı ba­na haber verildi, demiştir

40- EDEB BÖLÜMÜ
55. Salıngaca Binmenin Hükmü
4933... Hz. Aişe'den dedi ki:
"Ben altı veya yedi yaşımda iken Rasûlullah (s.a.) benimle ni­kahlandı. Medine'ye geldiğimiz zaman kadınlar (bana) geldiler /(ravi) Bişr (hadisin bu kısmını);
Bana (annem) Ümmii Rurnan geldi, ben salıngaç üzerinde bulunuyordum; beni kadınlara teslim etti; şeklinde rivayet etti. (Ve kadınlar) beni alıp götürdüler. Rasûlullah (s.a.) benimle zifafa girdi. Ben o sırada dokuz yaşımda idim. (Annem Ümmü Rûman beni salıngaçtan indirdiği zaman) beni kapının yanına durdurdu. (Bense salıngaca bine bine iyice nefesim kesildiğinden) hih, hih (diye zorla nefes alı)yordum. (Nihayet bu yorgunluğum geçin­ce beni tutup kadınlara teslim etti.)

40- EDEB BÖLÜMÜ
Oyuncak Bebeklerle Oynamanın Hükmü
4931... Hz. Âişe'den dedi ki: Ben kız (şeklinde yapılmış oyuncaklar­la oynardım. Bazan (bu bebeklerle oynarken) yanımda küçük kızlar da bulunurdu. Rasûlullah (s.a.) de yanıma giriverirdi. O girince (beni yalnız bırakıp) dışarı çıkarlar. (Rasûlullah yanımdan) çıkınca da, (içeri ) girerler­di.

40- EDEB BÖLÜMÜ
Oyuncak Bebeklerle Oynamanın Hükmü
4932... Hz. Aişe'den dedi ki: Rasûlullah (s.a.) Tebük ya da Hayber sa­vaşından gelmişti. (Aişe'nin) sofasın(ın önünde) de bir perde vardı. (Tam o sırada) rüzgar esip Aişe'ye ait oyuncak bebeklerin üzerinden (sözü ge­çen) perdenin bir ucunu açıverdi. Bunun üzerine (Hz. Peygamber:)
"Bu(nlar) da ne ey Aişe?" dedi.
(Hz. Aişe de:)
Bunlar oyuncaklarım, cevabını verdi. (O sırada Hz. Peygamber) be­bekleri arasına bir de çaputtan (yapılmış) kanatlı bir at gördü ve:
"Bebekler arasında gördüğüm bu (oyuncak) da nedir?" dedi, Hz. Aişe:
Attır, cevabım verdi.
(Bunun üzerine) Hz. Peygamber:
"(Peki) bunun üzerindeki(ler) nedir?" dedi,
(Hz. Aişe de):
Kanatlarıdır, karşılığını verdi. (Hz. Peygamber):
"Atın kanatları olur mu?" dedi, (Hz. Aişe:)
Sen Hz. Süleyman'ın kanatlı atları olduğunu duymadın mı? cevabını verdi. Hz. Aişe rivayetine devam ederek) dedi ki:
Bunun üzerine (Hz. Peygamber öyle bir) güldü (ki) azı dişlerini ble gördüm

78- KİTABU'L-EDEB
81- İnsanlara Yayılıp Güleryüzlü Olmak Babı
155-.......Âişe (R) şöyle demiştir: Ben Peygamber'in yanında birtakım kız timsâlleriyle [oyuncak bebeklerle] oyun oynardım. Benim birçok kız arkadaş­larım vardı. Onlar benimle kızlara âid oyunlar oynarlardı. Biz oyun oynarken Rasûlullah (S) eve girdiği zaman, oyun arkadaşlarım O'ndan saklanırlardı. Çok defa Rasûlullah bu kız arkadaşlarımı benimle oynasınlar diye benim yanıma gönderirdi.

NİKÂH BAHSİ
10- Babanın Küçük Bakireyi Evlendirmesi Babı
71- (...) Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdür-rezzâk haber verdi. (Dedi ki) : Ma'mer, Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen haber verdi ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ken­disini yedi yaşında iken nikâh etmiş dokuz yaşında iken de zifaf yapıl­mış (oyuncak) bebekleri beraberinde imiş. On sekiz yaşında iken de Re-sûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat etmiş.

NİKÂH BAHSİ
10- Babanın Küçük Bakireyi Evlendirmesi Babı
69- (1422) Bize Ebû Küreyb Muhammed b. EI-Alâ rivayet etti. (De­di ki) : Ebû Üsâme rivayet etti. H.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Kitabımda Ebû Usâme'den naklettiğini, onun da Hişâm'dan, onun da babasından, onun da Âişe'den rivayet eylediği şu hadîsi buldum. Âişe şöyle demiş :
«Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni altı yaşımda iken nikâh etti; dokuz yaşımda iken de benimle zifafa girdi. Müteakiben Medînefye geldik. Ben bir ay sıtmaya tutuldum. (Bu sebeble saçlarım döküldü) ni­hayet saçlarım (tekrar büyüyerek) omuzlarıma indi. Derken bana Ümmü Rumân geldi. Ben kız arkadaşlarımla birlikte tahtaravalli oynuyordum. Bana seslendi. Hemen yanına vardım. Beni ne yapacağını bilmiyordum. Elimden tutarak beni kapıda durdurdu. Nefesim kesilmiş, Iıeh heh diye soluyordum. Nihayet hızlı solumam zail oldu. Ümmü Kuman beni bir odaya aldı. Pir de ne göreyim Ensardan bir takım kadınların huzurundayım. Kadınlar : Hayırlı, uğurlu ve mübarek olsun, dediler. Ümmü Ru­mân da beni onlara teslim etti. Kadınlar taşımı yıkadılar. Beni çekip çevirdiler. Bir de Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîîeın) kuşluk zamanı an-sizm çıka geldi. Kadınlar beni ona teslim ettiler.
Muâviye, Hişânı b. TJrve'den naklen haber verdi. H.
Bize İbni Nümeyr de rivayet etti. Bu lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Abde yâni İbni Süleyman, Hişâm'dan, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet eyledi. Âişe şöyle demiş: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml beni altı yaşımda iken nikâh etti. Dokuz yaşımda iken de zifafa girdi."

NİKÂH BAHSİ
10- Babanın Küçük Bakireyi Evlendirmesi Babı
72- (...) Bize Yahya b, Yahya ile İshak b. İbrahim, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Kureyb rivayet ettiler. Yahya ile İshak (Bize haber verdi) tâbirini kullandılar. Ötekiler: Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti; dedi­ler. Âişe Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile altı yaşında iken evlen­diğini; dokuz yaşında iken zifaf edildiğini, onsekiz yaşında iken de Resûlüliah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefat ettiğini söylemiş.

Bütün bunlardan sonra özetle diyebiliriz ki Aişe’nin Peygamberle nişanlandığı yaş 6 dır. Bu da nübüvvetin 10. yılına tekabül etmektedir. Evlendiği yaş 9 dur. Bu da Hicretin I. yılında olmuştur. Genelde rivayetlerde bu noktada odaklanmıştır. Bu evlilik o zaman hiçbir kimse tarafından garipsenmemiş ve o dönemde gerçekleşen buna benzer bir çok evlilik bulunmaktadır.

Artık devir değişti tabii… Akıl, aydınlık, mantık çağındayız ya, bir takım mollalar son yılarda İslam'ı güncelleme derdine düştüler. İlk konularından biri de Ayşe'nin yaşı oldu haliyle. Yüzlerce yıldır kabul edilen tüm bu sahih hadislere, İslam tarihçilerine, gerçek İslam'ın yaşandığı Orta Doğu'ya rağmen yeni ve uydurma hesaplar ile Ayşe'nin yaşını 12-14-17-18 gibi rakalmara çektiler ki burada bile bir tutarılıkları yok farkındaysanız  O zamanlar nüfus müdürlüğü yok tabii. Herkes kendi keyfine göre bir mihenk belirleyip yaş uyduruyor. Ne yazık ki bu çabalar nafile. İslam tarihi de ortada, Sahih Hadisler de. İslam'ı güncelleme çalışmanıza saygı duyuyorum ama herkesi kandıramayacağınızı bilmenizi istiyoruz. İslam’da gerekli evlilik yaşı konusunda belirlenen bir sınır yoktur. Fıkıh açısından teorik olarak bebek de, yüzellilik ihtiyar da evlenebilir. Evlenen kızın nikah için büluğ çağına ermesi şart değildir, ancak cinsel ilişki için kız çocuğunun büluğ çağına girmiş olması gerekli olduğu görüşü hakimdir. Öncelikle İslam Fıkıhında bluğ çağı nedir onu görelim; İslâm’da müminlerin yapması veya yapmaması gereken bir takım emir ve yasaklar vardır. Bunlara farz, vacip, sünnet, helâl, mübah, mekruh ve haram denmektedir. Müslümanlar bunlardan bir kısmını yapmakla, bir kısmını da yapmamakla yükümlüdürler. Bu yükümlülük islami anlayışa göre büluğ çağı dediğimiz yaşa gelince başlar. Bu nedenle İslâm’ın bülûğ çağı ile çok yakından ilgisi vardır. Bülûğ çağının başlangıcı, kızlarda dokuz (9), erkek çocuklarda oniki (12) yaşın bitimidir. Yani Muhammed'in 9 yaşındaki Ayşe ile evlenmesi İslama da aykırı değildir, Arap kültürüne ve geleneklerine de. Akla, mantığa, vicdana ve insanlığa aykırıdır sadece.

Tüm bu yazdıklarıma istinaden gelebilecek tüm saldırı ve savunmaları tahmin edebiliyorum ve bu meyanda sormak istediklerim:

1- Muhammed'in bir çok kadınla (şu veya bu sebeple) evlenmiş olduğu, ayrıca bir çok cariyesi olduğu, Aişe ile de daha o çocukken evlendiği çok nettir. Bu meyanda biz Muhammed'e pedofil ve poligamik dediğimizde bu bir hakaret midir yoksa sadece durum tespiti midir?

2- Çağ ve şartlar ne olursa olsun, pedofili ve poligami (bırakın bir peygamberi, sıradan insanlarda bile) hoş görülebilecek şeyler midir?

3- Himaye altına alma bahanesine gelince, kadın ve çocukları himaye altına almanın yolu sadece evlenmek midir? Evlatlık ve yanaşma müeeseseleri o devirde de varken neden bunlar tercih edilmemiştir?

4- Tutun ki yeni uydurma ve güncelleme hesaplarına göre Aişe'nin yaşı 12-14-17 veya abartalım 18 olsun. Çevrenizde 50 yaşında bir adamın 18 yaşında (torunu yaşında) bir kızla evlendiğini duysanız ne düşünürsünüz? Sizin 18 yaşında bir kızınız olsa, aşkından geberse, çok nüfuzlu ve sözü geçen 50 yaşında bir adamla evlenmesine razı olur musunuz?

5- Buradan yine "şartlar, şurtlar, siyasi çıkar, himaye" bahaneleri üretenler 3. maddeyi tekrar okusun. Aişe Ebubekir'in kızıdır, siyasi bir çıkar da söz konusu olamaz. Ayrıca bir peygamber siyasi, iktidari, startejik ve ekonomik bir çıkar güdebilir mi?..

6- Kendisine Tanrı Elçiliği gibi ulvi bir görev verilmiş bir adamın aklına cinsellik, çok eşlilik gelebilir mi? Görevinin ulviyetini zedelemez mi? Ben basit aklımla diyorum ki Tanrı beni elçi seçse, tüm cinsel hayatım biter, kendimi bu ulvi göreve adarım, kadınların tamamı bacım olur. Çocuklara zaten hiç bir zaman hiç bir şekilde o gözle bakamam. Ben 40 yaşımdayım ve 25 yaşından küçük her kadın bana çocuk gibi görünüyor.

Lütfen elinizi vicdanınıza koyarak düşünün, tek derdiniz İslam'ı ve Muhammed'i aklamak olmasın, kraldan fazla kralcı olmayın. Adalet duygunuz, vicdanınız körelmesin. Bakın ben basit bir araştırmayla bile bu kadar uzun yazı yazabildim, siz de zahmet edin OBJEKTİF kaynaklardan araştırın konuyu.

Son olarak da Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Azimli'nin şu objektif makalesini okumanızı tavsiye ediyorum:http://www.bilimfelsefedin.org/?p=144